Medikal Sanayi Komiyesi: “Almanya’ya sattığımız ürünü Türkiye’de satamıyoruz”

Posted by

Hüseyin GÖKÇE

Ankara Sanayi Odası ve DÜNYA tarafından gerçekleştirilen Yuvarlak Masa toplantısının konuğu 2 numaralı Medikal Sanayi Komitesi oldu. Komite üyeleri özellikle pandemi döneminde çok önemli ve stratejik üretim yapmalarına rağmen Türkiye’ye ürün satamamaktan şikayetçi oldular. Almanya’ya bile satılan ürünü, Türkiye’ye satamadıklarını kaydeden üreticiler, “Pandemi döneminde ana işi medikal olan firmalar yerine ilgisizler desteklendi. Bizim üretimini yaptığımız ürünler için başka firmalara gidip ‘bunu üretir misiniz?’ dediler” şeklinde yakındılar.

“Ana işi medikal olmayan firmalardan çalışma istediler”

NÜVE AŞ GENEL MÜDÜRÜ BERİL İZGİN

1968 yılında kurulan Nüve, önümüzdeki yıl 55. yılını kutlayacak. Temel laboratuvar ve sterilizasyon cihazları üzerine uzmanlaşmış durumdayız. Ablamla birlikte ikinci nesil olarak yönetimin başındayız. Ankara, Esenboğa yolundaki fabrikamızda, 16 ürün grubu altında 68 farklı model ürün üretiyoruz. Türkiye genelinde 24 bayimiz ile satış yaparken aynı zamanda 110 ülkeye de ihracat gerçekleştiriyoruz. Ciromuz içinde ihracatın payı yüzde 60 seviyesinde. Fabrikamızda hem Ar-Ge hem üretim yapıyoruz. Maalesef ülkemizde üniversite ve üniversite mezunu sayısı artmasına rağmen, nitelikli mezun sayısında büyük düşüş yaşanıyor. Kendini yetiştiren gençlerimiz şanslarını yurtdışında deniyor. Ankara ise savunma sanayisinin yoğun olduğu ve geliştiği bir bölge. Bu nedenle istihdam açısından savunma sanayisi ile zorlu bir rekabet içerisindeyiz.

“Yıllardır üretmemize rağmen, pandemide dondurucu yokmuş gibi hava yaratıldı”

Aşı saklama dolabı ve derin dondurucular, hastane laboratuvarlarının ayrılmaz bir pariçasıdır ve biz bu cihazları pandemi döneminiden çok önce de üretiyorduk. -86C’de çalışan derin dondurucular ilk defa “Aşılar nasıl saklanacak?” konusu tartışılırken günideme geldi ve sanki ülkemizde bu cihazın üreticisi hiç yokmuş gibi bir hava yaratıldı. Ana işi medikal cihaz üretmek olmayan firmaların bu konuda çalışma yapmaları desteklendi. Biz Nüve olarak, 50 yılı aşkın bir süredir hem yurtiçinde hem de yurtdışında hizmet veriyoruz ve laboratuvar cihazları denilince akla ilk gelen markaların başındayız. O dönemde üzülerek bakanlığımızın bizi tanımadığını fark ettik.

“İhalelerde yerli-yabancı rekabeti yerine yerli ile yerli çarpıştırılıyor”

İhale kanunu alımlarda kaliteden ziyade fiyata bakıyor. Bazı ihalelerde, yerli malına yabancı cihazlar karşısında fiyat avantajı sağlanmakla beraber, esas sorun yerli ile yabancı arasındaki rekabette değil yerlilerin birbiriyle rekabete sokulmasında. Senelerini bu işe vermiş, kaliteli üretim yapan firmalarla bizim sektörde “merdivenaltı” olarak adlandırdığımız neyi nasıl ürettiği pek de belli olmayan firmalar sadece fiyat bazında çarpıştırılıyor. Sektörümüz için 2024 yılında yürürlüğe girecek Medikal Cihaz Regülasyonu ile birlikte AB mevzuatına uyum çok maliyetli olacak. Bu konuda ülkemizde belge verebilen firma şu anda yok. Maalesef, 20 yıl önce yurtiçinde nasıl belgelendirme konusunda hizmet alamıyorsak yine alamayacağız.

“Küreselleşmenin yerini bölgeselleşme aldı”

ERTUNÇ ÖZCAN ŞİRKETLER GRUBU-(YÖNETİCİ ORTAK)-ONUR ÖZCAN

1968 yılında Kurucu Başkanımız Ertunç Özcan tarafından faaliyete geçirilen grubumuz, ülkemizde sağlık sektörünün ilklerini gerçekleştirip, global alanda yenilikçi teknolojilerle sanayici kimliğini devam ettirmektedir. Ertunç Özcan Şirketler Grubu olarak 4 yerli şirket ve 2 yabancı ortaklığı ile faaliyetlerimize devam etmektedir. Üretim gamımızda bulunan yenidoğan yoğun bakım cihazları, sterilizasyon ekipmanları, anestezi, ameliyathane ekipmanları, giyilebilir sağlık teknolojileri, yapay zeka çözümleri ve anahtar teslim hastane proje çözümleriyle sektörümüze mühendislik hizmeti veren Sanayici kuruluş konumundayız.

Grubumuz, 1970’te ilk buharlı sterilizasyonu, 2008’te ilk yenidoğan kuvözünü üreten, 2013 yılında Sterilizasyon alanında global pazar lideri İsveç merkezli bir grubu(9.5 milyar Euro ciro) ortak alan, 2014 yılında Avrupa’da sektör lideri İtalyan (1.2 milyar Euro, 120.000 yoğun bakım yatağı yöneten) ortaklarımızla kısa sürede ülkemizde referans kuruluşu haline gelen, bu ortaklık sonucunda 2019/2020 yıllarında ülkemizde en hızlı büyüyen 100 şirket arasında yer alan, 2018 yılında (kuruluşunun 5.yılında) 300 milyon Euro değerlemeyle ülkemize ciddi döviz girişi sağlayan bir konumda. TÜBİTAK desteğini sektörümüz için çok kıymetli görüyoruz. Ar-Ge desteği de iyi irdeleniyor, iyi takip ediliyor. Ür-Ge (ürün geliştirme) aşamasında biraz tıkanıklık var. Sektöre yönelik modüler destek tanımlamaları olursa bizleri daha da ileri taşıyacaktır.

İhracat kg fiyatımız 110 Euro olup, ülkemize katma değeri yüksek gelir sağlamaktadır

Kamunun farkındalığı ve sektörün doğru yönlendirilmesiyle sıkıntıların çözüleceğini tahmin ediyorum. “Dünya fabrika, istediğim yerde ürettiriyorum” konseptinde, pandemi ve ülkeler arası oluşan konjonktür sebebiyle, bölgeselleşme çok önemli hale gelmiştir. Oluşan yeni dönemde Türkiye’nin konumu önemini arttırmıştır. Kamu bunu iyi yönetirse global dünyada daha hızlı büyüme sağlayabiliriz. Ayrıca firmalarımızın gelişmesi için; Devletimizin firmalarımıza oransal olarak vergi indirimi, (yarattığı ihracat tutarı ve ekonomiye katkısı oranında)

“Koşulları sağladığımız halde yıllardır ihracatçı birliği kuramıyoruz”

ÜZÜMCÜ TIBBİ CİHAZLAR VE MEDİKAL GAZ SİSTEMLERİ AŞ YÖNETİM KURULU BAŞKANU MURAT ÜZÜMCÜ

Üzümcü Tıbbi Cihazlar, 1969 yılında kurulmuş, 3. kuşağın iş hayatında olduğu, tıbbi cihazlar alanında bir çok ilki gerçekleştirmiş bir aile işletmesidir. Ameliyat masaları, ameliyat lambaları, elektrokoterler, paslanmaz çelik hastane mobilyaları ve medikal gaz sistem ekipmanları üretmektedir.

120’ye yakın çalışanımız, 25 bin m2 üretim alanımız ve tüm paydaşlarımızla Türkiye’nin önemli bir tıbbi cihaz üreticisiyiz. Tırnaklarımızla kazıyarak ilerlediğimiz bu sektörde, 10 yıldır pazar lideriyiz. Aile soyadımızın markamız olarak anılmasıyla, doğal bir markalaşma süreci yaşadık. 2000 yılında başladığımız ihracatta, kendi markamızla 100’den fazla ülkeye ulaşmayı ve ciromuzun %60’ını ihracattan elde etmeyi başarmış durumdayız. Bugün Küba’dan, Vietnam’a dünyanın pek çok farklı ülkesinde Üzümcü markalı tıbbi cihazlar kullanılmaktadır.

2017 yılında Medikal İhracatçılar Birliği’nin kurulma koşullarını sağladık, sektör temsilcileri ve sivil toplum örgütlerimizle birlikte ciddi emek verdik. Tüm koşulları sağlamamıza rağmen bizim kuruluşumuz onaylanmadı. Umarım TİM’in yeni yönetimi Medikal İhracatçılar Birliği’nin kurulmasına izin verir.

“Narenciyede 8 birlik var, medikalde bir tane bile yok”

Narenciye alanında 8 adet sektörel ihracatçı birliği varken, medikal alanda tek bir birlik bile yok. DMO bizim sektörümüzün demirbaş alımlarında önemli bir misyona sahip. Yerli üretimin fiyatlandırılma politikası ise içler acısı. Bugün ithal ameliyat masası ile yerli ameliyat masası fiyatını karşılaştırdığımızda %50 fiyat farkı görüyoruz. Sebebinin yerli üreticiye biçilen ucuz, kalitesiz ürün rolünden kaynakladığını düşünüyorum. Bizler koşulsuz, “ama”sız, DMO üzerinden sadece Türkiye de üretilen ürünleri satmalıyız. Kore’de ilgili kurum fiyat pazarlığı bile yapmadan, sadece yerli üretimi alıyor. Bu alanda bakış açısının değiştirilmesine ihtiyaç var. Devlete yapılan satışlarda ödeme süreleri çok uzuyor. Yani aslında bizim burada ödemeyi konuşmak yerine; tıbbi nesnelerin internetini, giyilebilir teknolojileri, uzaktan hasta takip sistemlerini, medikal robot teknolojilerini, dezenfektan robotlarını, artırılmış gerçeklikle tıbbi personelin eğitimini, Nano teknoloji ile yara örtülerini, 3D baskı ile üretilmiş protez uzuvları ve benzeri konuları konuşuyor olmamız gerekirdi. KDV konusu yerli üreticilerin en büyük sıkıntılarından biri. Bir sabah kalktık ve KDV %8’e indi. Hammaddeyi %18 KDV ile alıp, nihai ürünü %8 KDV ile satıyoruz. İthal ürün satıcısı, %8 ile alıp, %8 ile satıyor ve bu sorunla muhatap değil.

“Sistem yeni teknolojiye izin vermiyor”

BMT GRUP – LEVENT METE ÖZGÜRBÜZ

Rejeneratif biyo malzemeler yapıyoruz. Ameliyatla konan, enjekte edilen, yeni dokular oluşturan iyileştirici malzeme üretimi yapıyoruz. 2007 yılında ilk şirketimi kurdum. Hacettepe de akademik çalışmalarım vardı. TÜBİTAK Biyomedikal Teknoloji Merkezi YKB yaparken, görevimden ayrılarak bu şirketi kurdum.

Ürünlerimiz 10 grupta toplanıyor. Beyin cerrahisinde, spor hekimliğinde, diş hekimliğinde, medikal estetikte kullanılan ürünler. 500 bin vaka deneyimimiz oldu. Ar-Ge ağırlıklı bir grubuz. Kurulurken özel desteklere başvurmamıştık, sonra ilerlemek için başvurduk ancak TÜBİTAK, KOSGEB destekleri kullanmıyoruz. Rakamlar çok düşük hâle geldi. Bürokrasi çok yorucu, projeyi takip etmek için harcanan enerji getirinin üzerinde oluyor. Ödemeyle ilgili baskı oluşunca ilerleme olumsuz etkileniyor. Önemli ilerleme alanı ama kapasitenin gerisinde kalınıyor. Tıbbi teknolojiler yüksek katma değerli alanlardan birisi.

Zaten Avrupa Patent Ofisi veri tabanına girdiğinizde uzun yıllardır bir numarada medikal teknolojinin olduğunu görürsünüz. Yani sektörümüz, bilginin en çok paraya çevrildiği alanlardan birisi.

Ekosistemin bunu anlamaktan uzak olduğunu görüyoruz. Bunun sistem içinde nasıl olgunlaştırılması gereğini anlattık ama günlük konular bunun önüne geçti. TÜBİTAK desteğiyle gelişecek alan değil. Çok başka sistemler var. Desteğin ötesinde geri ödemeyle bunu yapabilmeliydi. Yüksek teknoloji ağını serbest bırakmalı veya geri ödemede bir şeyler tanımalıydı. 5 yılda hiçbir teknoloji geri ödeme listesine alınmadı. Yeni teknolojiye izin vermiyor SGK sisteminde.

Sağlık Bakanlığı bunu sistem olarak görüyor. En ucuzu almaya çalışıyor, bunun teknolojik gelişmeye faydası; yerlilik gibi konuların yakınına yaklaşamıyor. Şehir hastanelerindeki lambalar bile yerli alınamıyorsa bu tip alana destek beklemek çok iyimserlik olur. Önce pazarda parasını ödeyerek yeni teknoloji girmesine izin vererek sermaye birikimine fırsat vermeli. Yapısal şeylerin değişmesi lazım. Yerli önemli, bize sahip çıkmazsa başkasının sahip çıkmasını bekleyemeyiz. Yavaş yavaş insan gibi şirket de kaybediyoruz. DMO gibi kuruma niye ihtiyaç duyuyoruz? Sağlık Bakanlığı bunu niye kendi bünyesinde yapmıyor anlamıyorum. Bizim dağıtım kanalına ihtiyacımız var, kongre, fuara katılıyoruz. Dağıtım kanalının bizde olması lazım. ABD’ye tıbbi cihaz mı satılacak? Bunun lojistiğinin desteklenmesi lazım, devlet bu büyümeyi desteklemeli ki dünyada Türk malı fiyatı düşmesin.

“Birçok şehirde Amerikan robotu var, devlet desteğiyle ürettiğimiz robottan bir tane bile satamadık”

ELMED GENEL MÜDÜRÜ SİNAN KABAKCI

Şirketimiz 1991 yılında ilk böbrek taşı kırma makinesi üretmek üzere bir doktor ve mühendis ortaklığıyla başlamıştır. Gelinen noktada, 31 yıldır özellikle üroloji alanında tamamen özgün tasarımlar ile kaliteli ürünler üreten, dünya çapında bilinir bir üretici yapısına kavuştuk. Üretimimizin yüzde 55’ini 60’ın üzerinde ülkeye ihraç ediyoruz. Son yıllarda da özellikle cerrahi robot alanında uzmanlaşmaya çalışıyoruz.

Dünya çapında, Da Vinci robotuyla birlikte aynı pazar araştırma listelerinde yer alıyoruz. Ayrıca, tüm dünyada okutulan ders kitabına girdik ve uluslararası 100’e yakın yayında da yer alıyoruz. Türk firması olarak dünya çapında bilinen marka haline geldik. Devlet destekleriyle proje geliştirmeye çalışıyoruz.

Çok sıkıntı çektiğimiz konuların başında, nihai ürün satışında yerli firma olarak desteklenmeyişimiz geliyor. Proje kapsamında çok iyi destek veriliyor. Hatta yüzde 82,5 hibe ile projeyi yaptık, yurt içi ve yurt dışında ödül aldık. Ancak, ticarileşmiş ürünün alımı konusunda aynı hassasiyeti göremiyoruz. Almanya’ya bile ihracat yaparken; Türkiye’de çok özel indirimli fiyatlar vermemize rağmen referans olarak gösterebileceğimiz tek bir yere bile bu ürünümüzü veremedik. Amerikan ortopedi robotu Türkiye’de birçok şehirde ona yakın hastaneye çok yüksek bedeller ile satın alınırken yerli ve milli- devlet desteği ile geliştirilmiş bizim robotumuzdan tek bir tane bile satın alınmadı. Türk firması olarak yurt dışına robotumuzu tanıtmaya gittiğimizde hemen “Ülkenizde kaç tane kurdunuz?” diye soruyorlar, cevap veremiyoruz, bizi garip karşılıyorlar.

“Belgeleme ücretleri yatırımı imkânsız hale getiriyor”

Devlet desteğini yoğun şekilde kullanıyoruz. Pandemi sürecinde TÜBİTAK desteği ile esnek video bronkoskopi cihazı yaptık. Prototip başarı ile tamamlandı. Ancak, ülkemizin de tabi olduğu tıbbi cihazlarda Avrupa’nın yeni getirdiği düzenlemeler dolayısıyla belge alamadığımızdan projemizi ticarileştiremedik. Türkiye’de yeni bir tıbbi cihaz üretip, bu cihazın satış potansiyelini ve elde edilecek ciroyu garantilemeden belge almak için yatırım yapmak imkansız hale geldi. SGK geri ödeme mevzuatına göre, klinik çalışma yapılan hastalar için SGK tarafından hiçbir ödeme yapılmayıp, ilgili tüm tedavi, ilaç, yatak, vs. masrafl arının sponsor firma tarafından karşılanması gerekiyor. Diğer taraftan, firmalardan bu ödemelerin dışında, klinik çalışmanın yapıldığı hastane ve doktorlar tarafından da ilave paralar talep ediliyor. Firmalar tarafından klinik çalışmaların yapılabilir olması için, Sağlık Bakanlığı tarafından makul oranların ve kuralların belirlenmesi gerekiyor. Klinik çalışma yapılırken, çalışmanın sigortalanması, sonrasında da cihazın sigortalanması süreçleri var. Türkiye’de sigorta poliçesi hazırlayabilen kurum yok, yurt dışı sigortalardan temin edilmesi gerekiyor ki bu ciddi bir problem. Yurt dışına büyük bedel ödüyoruz.

“Piyasa gözetimi daha etkin yapmalı”

Yerli ürünlere ciddi destek vermemiz lazım. Bu desteğin mevzuatla değil, uygulama takibiyle olması lazım. Birçok ihalede yerli malına sağlanan avantaj kullanılmıyor. Özellikle yerli firmaların ihaleye katılmaması için özel maddeler konulduğunu girebiliyoruz. Sağlık Bakanlığı piyasa gözetimini daha etkin yapmalı. Arap ülkelerinde, Kuzey Afrika ülkelerinde bile teklif listesinde özelliklere göre puan veriliyor. Üstün özelliklerinin de ön plana çıktığı, fiyatının buna göre belirlendiği ihaleler oluyor. Türkiye’de bu şekilde fiyat dışı unsurlar kullanılmıyor. Tüm ihalelerde iş bitirme, iş deneyim belgesi gibi belgelere bakılması lazım. Daha önce ne iş yaptığına bakılmaksızın verilen ihalelerin sonuçları genellikle kötü olabiliyor. Sadece en düşük fiyata odaklanmış olan bu ihale süreçleri yerli malı imajını köüt etkiliyor, bu imajı düzeltme konusunda Bakankık üzerine düşeni yerine getirmelidir. Regülasyonlar ile kaliteli ürün yapmaya yönlendirmeli, eşit rekabet şansı sağlanmalıdır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.